Genel Müzik Sanat

İstanbul Eğlence Hayatından Portreler: DENİZ.

UMUDU TAZE TUTMAK GEREKİYOR

Beyoğlu Tomtom Mahallesi’nde sadece konserlere değil, çeşitli disiplinlerde çalışan sanatçıların işlerine de kapı açan ve Çiçek Pasajı’nın sembol isimlerinden akordeonist Madam Anahit’in adını taşıyan eğlence mekânı Anahit Sahne’nin sahibi ve Ziba’dan tanıdığımız M. Deniz Deniz ile kendisi ve Beyoğlu üzerine dopdolu bir söyleşi gerçekleştirdik.

Eğlence sektöründen ve arkadaş çevrenizden olmayan insanların sizi tanıması açısından M. Deniz Deniz’i biraz tanıyabilir miyiz?

Ben, Deniz. 20’li yaşların başında tiyatro için yola çıktım ve İstanbul’a geldim. Bu süreçte tiyatro ve yazarlık eğitimi aldım. İstanbul’da yaşamıyorsanız ve sanatla ilgileniyorsanız yaşamınızı devam ettirmek için ekonomik anlamda alternatiflere ihtiyaçlarınız oluyor. Tiyatro dışında ne yapabilirim diye düşündüğümde eğlence sektörü, sosyalleşmek ve düşüncelerimi anlatabilmek adına bana tam da aradığım iş ortamını sağlıyordu. Yedi yıl bir yerde çalıştıktan sonra, bir arkadaşımla beraber Cihangir’de kendi yerimizi açtık. İlerleyen zamanlarda orası da beni tatmin eden bir mekâna dönüşmedi. Daha sonra çeşitli yerlerde çalışmaya devam ettim ve 19 yıllık gece hayatı tecrübemin sonucunda benim gibi düşünen, rahatça nefes almak ve var olduğunu hissetmek isteyen insanlar için mekânlar yaratarak buraya kadar geldim.

Mekan: Anahit Sahne
Kamera: Kaan Akyıldız

Deniz ile röportajımızı YouTube’da izleyebilirsiniz.

Çevreniz tarafından tam bir Beyoğlu aşığı olduğunuz söyleniyor. Sizin için Beyoğlu’nu özel kılan nedir ve şu anki gidişatını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Beyoğlu’nda aşık oldum, Beyoğlu’nda seviştim, Beyoğlu’nda çalıştım, köpeklerimle Beyoğlu sokaklarında dolaştım..


Beyoğlu’yla ilgili umudumun kırıldığı bir an bile olmadı diyebilirim çünkü ben Beyoğlu’nun tarihini biliyorum. Çiçek Pasajı’nda müzik yapan Madam Anahit’i biliyorum. Cercle d’Orient’ı biliyorum. Ben, Kule Dibi’nde yaşayan Yahudileri biliyorum. Ben, Beyoğlu’nun hikayesini biliyorum. Bu yüzden bendeki anlamı ne insanların göç etmesi ne şehrin göç alması ne de işlerin azalması gibi başka olayların üzerine kurulu değil. Benim Beyoğlu’yla manevi bir birlikteliğim var. Beyoğlu’ndaki bir binaya bakarken o binanın içinde yaşayan insanların kim olduklarını, nerelere göçtüklerini ve nereye sürüldüklerinin hikayesini çok iyi biliyorum.

İnadına Beyoğlu’nda kalarak ve onların hikayelerini sahiplenerek hem kendi hikâye mi hem de onların hikayelerini daha aydınlık bir yere sürüklemeye çalışıyorum. Ben, Beyoğlu’nda aşık oldum, Beyoğlu’nda seviştim, Beyoğlu’nda çalıştım, köpeklerimle Beyoğlu sokaklarında dolaştım… Bu sokaklarda neler yaşandı, kimler buralardan uzaklaştırıldı çok iyi biliyoruz ve hala bu yaşanmışlıklara, bu kadar yok edilmesine karşın Beyoğlu dimdik ayakta bir semttir. Her yerden bir hikâye, her yerden bir şey çıkıyor ve ben hepsine sahip çıkmaktan yanayım. Herkesin de sahip çıkması gerektiğini düşünüyorum.

Deniz, Onur ve Cem
Onur Yusufoğlu, M. Deniz Deniz ve Cem Köklükaya. Fotoğraf: Miran Manukyan

ÇOK SES ÇOK RENK

Mekanınızdaki kuralları nasıl belirliyorsunuz? Anahit Sahne, her cinsiyetten insanın rahatça eğlenebildiği bir yer olarak biliniyor. Bunu nasıl başarıyorsunuz?

Mekânda olması gerekenleri kurallar belirliyor ve bu kurallar Anahit’in kapısında da yazıyor. Eğer ırkçı, homofobik, cinsiyetçi, transfobik vb. değilseniz benim mekânımda var olabilirsiniz çünkü benim mekânım bütün ötekileştirilmişlerin ve yok sayılan bütün arkadaşların nefes aldığı bir yerdir. ‘’Çok ses, çok renk’’ şeklindeki sloganımız altında yaşadığımız zaman, burası her türlü rengin bir arada olduğu ve bir arada yaşamayı sahiplendiği bir yer haline dönüşüyor. 

Beyoğlu’nda artık mekanlar açıldıktan çok kısa bir süre sonra kapatılıyor. Bu konuda bir fikriniz var mı ve daha önce böyle bir durum yaşadınız mı?

Evet, Beyoğlu’nda çok fazla mekân açılıyor ve çok kısa bir sürede kapanıyorlar. İlk bir ay çok fazla ilgileniliyor ama ne yazık ki sonrasında olay otomatikleşiyor ve bir süre sonra ne kadar insan geldiğiyle değil ne kadar ciro yapıldığıyla ilgileniliyor. Kendinizi ne kadar çok anlatırsanız o kadar çok insan biriktirirsiniz ve bu da cironuza o kadar yansır.

Gece hayatı çok zor. Bazen bizler de hata yapabiliyoruz ve günlük kaygıların peşine düşmüş olabiliyoruz çünkü bir mekânı yaratıyorsanız var olmak durumundasınızdır. Bu yaptığımız hataları insanlara anlatmak, öz eleştiri vermek gerekiyor ki bir daha yapılmasın. Ben temel anlamda bunlar olduğu zaman bir mekânın uzun süre dayanacağını düşünüyorum. Benzer bir durum yaşamadım. En son kendi tercihimle kapattığım mekânı yedi buçuk yıl işlettim ve aynı şeyleri yapmaktan sıkıldığım için kapattım, yani batmadım. Mekânlar kapanır ama dostluklar baki olduğu zaman tekrar mekân açmak istediğinizde bunun yararını görürsünüz. Bence müşteri değil dost kazanmaya çalışmak daha önemlidir. 

Eğlence sektöründe çok para olduğu söyleniyor? Bu bir şehir efsanesi mi yoksa doğruluk payı var mı?

Elbette ki bu işte çok para olduğu zamanlar oluyor ama şu anki şartlarda çok para beklenemez. Yani çok popüler dünyaya oynamıyorsanız, o popülasyonu çok yakalayamıyorsanız ve alternatif bir şey yapıyorsanız çok da öyle paralar sayamazsınız. Maksimum yaşamınızı devam ettirirsiniz. Örneğin benim burasıyla ilgili düşüncem, bana para bırakmasın ve kendi masrafını çıkarsın yeter şeklindedir. Beraber yürüdüğüm insanlar da aynı şeyi düşünüyor. 

90’larda ve 2000’lerin başında çantalarımızdan paralar çıkıyordu. Çantamı boşaltıyordum ve geçen haftadan paralar kaldığını görüyordum. Güzel günlerdi. Şu anda ise çantanın dibinde var mı diye arıyorum.

Sokakta kalmak istemem, hayatımla ilgili ihtiyaçlarımı ve bakmak zorunda olduğum iki köpeğimin ihtiyaçlarını karşılamak isterim ama bu kadar mülkiyet üzerine kurulu bir şeyde mutsuz olmaya mahkumsunuzdur. Çünkü mülkiyet dediğiniz şey sizi her an darlayan ve hep daha fazlasını isteyen bir şey. Ben maddiyatçı bir insan değilim.

Anahit Sahne sahnesinden bir selfie

Alkol zammı malumunuz her işletmenin korkulu rüyasıdır. Son zamanlarda yapılan zamlar hakkında ne düşünüyorsunuz ve bu zamlar için bir çözümünüz var mı?

Zamları düşünmediğimiz bir an bile kalmadı diyebilirim. Örneğin yılbaşını kutlamak yerine alkole ne kadar zam gelecek diye düşünmüştüm. Bir işletme olarak bu zamları insanlara yansıtamıyorsunuz ve haliyle çok zorlanıyorsunuz.  Ben alternatif yaşamdan yana bir insanım. Örneğin, Almanya’da birçok bar kendi birasını üretmeye başladı. Şu anda tanıdığım birçok arkadaşım dahil birçok insan evde kendi biralarını, şaraplarını ve rakılarını yapıyorlar. Bence bu yaşadıklarımız bizi böyle bir kültüre de sürükleyebilir. Eğer çok zorlanırsam arkadaşlarımla konuşarak, gelin yeni bir bar açalım, kendi biramızı üretelim ve masrafı neyse insanlardan onu alalım tadında bir sistem kurarak alternatif çözümler üretmeyi planlıyorum. 

TAKSİM BİTTİ (Mİ)?

‘’Taksim bitti’’ olgusu için ne düşünüyorsunuz? Bu durumun size ve sektöre yansıması ne şekilde oluyor?

Öncelikle umudu taze tutmak gerekiyor, pes etmemek gerekiyor. Oturup zam geldi, insan profili değişti, şu oldu, bu oldu diyerek rehavete kapıldığınız zaman bu iş olmaz. Zaten sistemin istediği de bu. Bar işleten arkadaşlarım da mutsuzlar çünkü çok zor. Kiralar ödenemiyor, ben de yaşıyorum bunları. İşte böyle pes edildiği zaman Beyoğlu bitti deriz, yarın Kadıköy de bitti deriz, Beşiktaş da bitti deriz. Bunun sonu yok. Biz birlik olmayı seven bir toplumuz ve her şeyi yapabiliriz. Tarih vermeden bunu ispatlamış bir toplum olduğumuzu söyleyebilirim. Sadece hafızamızı tazelemememiz gerekiyor.

No Comments

    Leave a Reply